Seçilmek için ne kadar ileri gidersin?
Semaver Kumpanya’nın altı yıl sonra yeniden sahnelediği “Metot”, şartları iyi olan işi kapmak için yarışan dört kişinin ortaya koyduğu ‘acımasız’ performansı gösterse de aslında hayatın her alanında yaşadığımız seçme-seçilme dengesine ayna tutuyor

EFNAN ATMACA –Çok istediğiniz bir iş var. Öyle çok istiyorsunuz ki aldığınızda hayatınızın değişeceğine hatta kurtulacağına inanıyorsunuz. Üç kere mülakattan geçtiniz ve artık son dönemeçtesiniz. Sizinle birlikte son dönemeçte üç aday daha var. Ve işveren bu eşsiz fırsatı kimin yakalayacağına dair bir oyuna davet ediyor sizi. Ancak oyunlar giderek zorlaşıyor, sertleşiyor… Sizin sınırınız neresi olur peki? Ne kadar ileri giderdiniz?
Semaver Kumpanya’nın 10 yılı aşkın süre sahnelediği ve içerdiği sert eleştirilerle izleyicinin beğenisini kazanan oyunu “Metot” yeniden sahnede. Yönetmenliğini Serkan Keskin’in üstlendiği oyunun kadrosunda Sarp Aydınoğlu, Serkan Keskin, Şebnem Hassanisoughi ve Yavuz Pekman yer alıyor.
Kim daha acımasız
İspanyol yazar Jordi Galceran’ın kaleme aldığı “Metot”, ilk bakışta iş dünyasının acımasız yönlerini gözler önüne seriyor. Uluslararası şirketin sunduğu o harika iş fırsatını yakalamak için davet edilen dört kişi ışığın alarm vermesiyle odadaki kutuya yollanan mektuplardan neler yapmaları gerektiğini öğreniyor. Oyunlar onların baskıyla baş etme güçlerini sınıyor sınamasına ama bu sınavlardan geçerken ‘insanlıklarını’ nerede bırakacakları sorusunu da atıveriyorlar hem kendilerinin hem izleyicinin kucağına. Seçenlerin kibri seçilenlerin çabasıyla şiştikçe, kriterler daha da yükseliyor, sınavlar daha da zorlaşıyor. Her ne kadar “Metot” dört kişinin seçilen olmak için ortaya koyduğu ‘acımasız’ performansı gösterse de aslında hayatın her alanında yaşadıklarımıza ayna tutuyor. Ebeveynlerin çocuklarının çok pahalı ve havalı okula girmesi için sunulan şartları yerine getirip öne geçmek uğruna yaptıklarını düşünün örneğin. Ya da sadece birkaç tane üretilen o çok pahalı ve havalı ürünü elde etmek için verilen savaşı. Seçilmek için verilen savaş büyüdükçe seçenler daha acımasızlaşıyor. Üstelik bu ‘acımasızlık’ tahterevalli gibi. Güç kimin eline geçerse o zalimleşiyor. Karşısındakini ezme hakkını kendinde buluyor. Empati ise tıpkı yılın kelimesi seçilen ‘dijital vicdan’ gibi konuşurken ya da yazarken kullanılan, hoş tınlayan ama içi boşaltılan bir kavram hâline dönüşüyor. Öte yandan “Metot”ta karşılaştığınız en trajik şahitliklerden biri altı yıl önce sert gelen şartların bugünün normali hâlini alması oluyor.
“Güç, insanın en kırılgan ve karanlık taraflarını hızla ortaya çıkarabiliyor”
“Metot”un yönetmeni ve oyuncularından Serkan Keskin, hiç kuşkusuz tiyatronun en üretken isimlerinden. Onu tiyatro sahnesinde seyretmek büyük bir keyif. Farklı farklı rollerin üstesinden sanki dünyanın en kolay işiymiş gibi geliyor olması seyirci hem şaşırtıyor hem hayran bırakıyor. Altı yılın ardından yeniden sahnelenen “Metot”u Serkan Keskin’le konuştuk.
■ “Metot”u yıllar sonra yine seyrettim. Sanki sonunu bilmiyormuş gibi yine meraklandım, yine heyecanlandım. Sizce yıllar içinde hiç değişmedi hatta daha da kötüye gitti dünya da biz yine bu “Metot”la kendimize geldik?
Oyunu 10 küsur yıl önce yaptığımızda çok sert bulduğumuz şeyler şu an çok normal hâle geldi. Bunları herkesin kabul ettiğini ve tabii ki sosyal medyanın da etkisiyle daha da görünür olduklarını düşünüyorum. İstesem de istemesem de her gün maruz kaldığımız şeyler normalimiz oldu.
■ Oyunda şiddeti artırılan “Metot” aslında hayatımızın her alanında bizi sarıyor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz kendini seçtirmek için çırpınanlarla onları seçme fırsatı sunulanların egosunu?
“Metot”taki durum aslında çok tanıdık. Sadece bir iş görüşmesi değil, hayatın birçok alanında buna benzer sınavlardan geçiyoruz. Oyunda en azından herkes bunun bir oyun olduğunu biliyor ve bir menfaat uğruna orada bulunuyor. Ama gerçek hayatta çoğu zaman bunun farkında bile olmadan aynı döngünün içine giriyoruz. Seçilmek isteyenlerle seçme gücüne sahip olanlar arasındaki o ince çizgi çok kolay bozuluyor. Güç, insanın en kırılgan ve karanlık taraflarını hızla ortaya çıkarabiliyor. Zaten oyunun en çarpıcı tarafı da bu; kimse tamamen masum değil.
■ Daha çok sahnede olmanızın, ekranı geri planda bırakmanızın özel bir nedeni var mı?
Tiyatronun yeri tabii ki özel benim için ama ekranda da iyi projeler geldikçe olmaya çalışıyorum. Bilinçli bir tercih değil, şu an öyle denk geldi diyebilirim.










