Yetiştirme yurdundan kabin memurluğuna! ‘Kendime ait diyebileceğim bir yer yoktu’
Henüz yedi yaşındayken ailesinin dağılmasıyla hayatı altüst oldu. Bir süre akrabalarının yanında, valizsiz ama sürekli yer değiştirerek geçen çocukluk yıllarının ardından yetiştirme yurduna verildi. Ancak o, tüm bu yaşadıklarına rağmen hayallerinden vazgeçmedi. Hayatının en zor döneminde sevdiği adam için böbreğini bağışladı, mesleğini bıraktı ama yeniden ayağa kalktı. Ayşan Atabey, bugün, yaşadıklarıyla pek çok kadına ilham veren bir hikayesini Milliyet.com.tr’ye anlattı.

Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr – 1997 Elazığ doğumlu Ayşan Atabey’in hayatı, küçük yaşta tanıştığı zorluklara rağmen kurduğu hayallerin peşinden gitmesiyle şekillendi. Yetiştirme yurdunda geçen yıllarını ‘hayatımın en önemli dönüm noktası’ olarak tanımlayan Atabey, o günlerin kendisine yalnızca barınma değil; disiplin, dayanışma ve güçlü bir karakter kazandırdığını söylüyor. Ancak çocukluk hafızasında en çok yer eden duygu, bir yere ait olamamak. “Kendime ait diyebileceğim bir yerim yoktu” sözleriyle o yılları anlatan Atabey için en büyük eksiklik, bir aileye ait olma hissiydi.
‘SÜREKLİ YER DEĞİŞTİRMEK ÇOCUK YAŞTA AİDİYET EKSİKLİĞİ HİSSETTİRİYOR’
Henüz yedi yaşındayken annesi ve babası ayrıldı. 18 yaşına kadar yetiştirme yurdunda büyüdü. Orada geçirdiği yıllar, hayatının en önemli dönüm noktalarından biri oldu. Çünkü yalnızca barınma imkânı değil, aynı zamanda disiplin, dayanışma, sorumluluk ve güçlü bir karakter kazanmayı öğrendi. Ayşan’ın çocukluk yıllarından itibaren en büyük hayali kabin memuru olmaktı. Bu nedenle İngilizcesini geliştirmeye, kendini yetiştirmeye ve geleceğe hazırlanmaya önem verdi. Üniversite eğitimi devam ederken kabin memurluğu mülakatlarına katıldı ve olumlu sonuç aldı. Daha sonra eğitimine açıktan devam ederek Atatürk Üniversitesi’nden mezun oldu.

“Çocukluk yıllarımdaki her detayı net hatırlamıyorum ancak hafızamda en çok kalan şey, o dönemin hissettirdikleri”diyen Ayşan, “Bir süre farklı akrabalarımın yanında kaldım. Kimi zaman on beş gün, kimi zaman üç ay. Sürekli yer değiştirmek, çocuk yaşta insana derin bir aidiyet eksikliği hissettiriyor. Kendime ait diyebileceğim bir yerim yoktu. Daha sonrasında yetiştirme yurduna yerleştirildim. O yaşlar, bir çocuğun en çok sevgiye ve güvene ihtiyaç duyduğu yıllardı. Benim hafızamda kalan en güçlü duygu, bir aileye ve yuvaya ait olmayı özlemekti” şeklinde konuştu.
‘YURDA GELDİĞİM İLK GÜN KENDİME BİR SÖZ VERDİM: PES ETMEYECEKTİM’
Yetiştirme yurdunda büyümenin kendisine, yaşının çok ötesinde bir olgunluk kazandırdığını söyleyen Ayşan, “Hayatın her zaman kolay olmadığını, ancak ne olursa olsun pes etmeden devam etmek gerektiğini öğrendim. Elimizdeki küçük şeylerle mutlu olmayı, şükretmeyi ve insanlara anlayışla yaklaşmayı öğrendim. Orada tanıdığım hayat hikâyeleri bana kimseyi yargılamamayı öğretti. Belki çocukken aile sıcaklığını tam anlamıyla yaşayamadım. Ama bu eksiklik, içimde çok büyük bir sevgi biriktirdi. Günün birinde kendi evladıma sevginin en güzel halini yaşatmayı çok isterim” dedi ve ekledi:
“Yurda ilk gittiğim gün kendime bir söz verdim. Ne olursa olsun pes etmeyecektim. Beni ayakta tutan en büyük motivasyon, bir gün kendi ayakları üzerinde duran, başarılı ve güçlü bir kadın olma hayaliydi. Gelecekte kuracağım huzurlu yuvayı düşünür, bugünün yarınımı belirlemesine izin vermemeye çalışırdım. Küçük yaşta kurduğum hayallerin çoğu, yaşadıklarımdan izler taşıyordu. En büyük isteğim, ileride kendi çocuğuma benim yaşadığım eksiklikleri yaşatmamak; ona sevgi dolu ve huzurlu bir yuva sunabilmekti. Aynı zamanda kendi ayaklarım üzerinde durabileceğim bir mesleğe sahip olmayı hayal ederdim. Çocukluğumdan beri en büyük meslek hayalim ise kabin memurluğuydu. Çocukluğuma dair her şeyi hatırlamasam da bu hayalin nasıl başladığını çok net hatırlıyorum. Gökyüzünde her uçak gördüğümde bir gün onun içinde olmayı hayal ederdim. Uçmak benim için özgürlüğün ve yeni başlangıçların simgesiydi. Üniforma taşıyan insanlara her zaman hayranlık duyardım. Yetiştirme yurduna gelen uçuş ekipleriyle tanıştıktan sonra ise bu hayalim daha da güçlendi. Bir diğer büyük hayalim ise, ileride korunmaya ihtiyaç duyan çocuklara umut olacak bir yaşam alanı ve destek projesi oluşturabilmekti.”
‘YETİŞTİRME YURDUNDA İNGİLİZCEMİ GELİŞTRİMEK BANA YENİ KAPILAR AÇTI’
“İngilizcemi geliştirmek benim için yalnızca kabin memurluğu hedefime yaklaşmak değil, kendime yeni kapılar açmak anlamına geliyordu” diyen Ayşan, “Dil bilmenin insanı her meslekte bir adım öne taşıdığına inanıyordum. Bugün geriye dönüp baktığımda, insanın kendine yaptığı en değerli yatırımın bilgiye verdiği emek olduğunu daha iyi görüyorum. Yetiştirme yurdunda İngilizcemi geliştirmek benim için yalnızca kabin memurluğu hedefime yaklaşmak değil, kendime yeni kapılar açmak anlamına geliyordu. Dil bilmenin insanı her meslekte bir adım öne taşıdığına inanıyordum. Yurda ziyarete gelen bir uçuş ekibindeki kaptan, bu mesleği ne kadar istediğimi görünce bir mütercim tercümandan eğitim almama vesile oldu. Onun bana duyduğu güven, benim de kendime daha çok inanmamı sağladı. Ben de bu fırsatın kıymetini bilerek kelimeler ezberledim, telefonumun dilini İngilizceye çevirdim ve büyük bir azimle çalıştım. Bugün geriye dönüp baktığımda, insanın kendine yaptığı en değerli yatırımın bilgiye verdiği emek olduğunu daha iyi görüyorum” ifadelerine yer verdi.

Üniversiteyi kazanmak Ayşan için, sadece bir okul kazanmak değil, hayatının yönünü değiştiren önemli bir dönüm noktasıydı. “O dönemde eğitimime gönüllü olarak destek olan çok kıymetli bir hanımefendi, dershane masraflarımı karşılayarak bana büyük bir fırsat sundu”diyen Ayşan, “Ben de hem kendi geleceğim için hem de bana duyduğu güveni boşa çıkarmamak adına büyük emek verdim. Üniversiteyi kazandığımda, hem onun bana olan inancını boşa çıkarmadım hem de birlikte verdiğimiz emeğin karşılıksız kalmadığını görmekten büyük mutluluk duydum” şeklinde konuştu.
‘BAZEN HAYAT BİR KAPIYI KAPATIRKEN BAŞKA BİR KAPIYI ARALIYOR’
“Kabin memurluğunu kazandığımı öğrendiğim an, hayatım boyunca unutamayacağım anlardan biriydi” diyen Ayşan, “İlk olarak İzmir’de Dokuz Eylül Üniversitesi’ni kazanmıştım. O dönemde alımlar açılınca mülakatlara katılmak için İstanbul’a gittim ve olumlu maili dersin ortasında aldım. Bu, yalnızca bir işe kabul edilmek değil; yıllardır kurduğum hayalin gerçeğe dönüşmesiydi. Yetiştirme yurdunda gece gündüz hayalini kurduğum, kendi ayakları üzerinde duran güçlü bir kadın olma yolunda ilk gerçek adımı atmış oldum” dedi ve ekledi:
“Kabin memurluğumun üçüncü yılında dedem verem hastalığına yakalandı. O süreçte hem çalışıp hem de bakımını üstlendim. Çünkü hayatım boyunca bana destek olmuş, üzerimde büyük emekleri vardı. Dedemin üç evladı olmasına rağmen bakım sürecinde sorumluluk almak istemediler. Bu nedenle tüm yük büyük ölçüde benim omuzlarıma kaldı. Yıkanmasından günlük ihtiyaçlarına kadar birçok konuda tek başıma ilgilendim. Fiziksel ve duygusal olarak çok zor bir dönemdi. Ancak o günler bana sevginin, vefanın ve fedakârlığın gerçek anlamını öğretti. Dedemin zorlu tedavi süreci sona erip iyileşmesiyle biraz nefes aldığım dönemde, bu kez çalıştığım şirket iflas etti. Pandemi süreciydi ve sektör durmuştu. Hayatımın en zor yıllarından biriydi. O günlerde yeniden başlamak, benim için belirsizliğe rağmen umudu kaybetmemek anlamına geldi. Bazen hayat, bir kapıyı kapatırken başka bir kapıyı sessizce aralayabiliyor.”
‘YETİŞTİRME YURDUNDA BÜYÜYÜP KABİN MEMURU OLDUĞUM İÇİN AİLESİ BENİ İSTEMEDİ’
“O dönem kabin memurluğunda alım olmadığı için İngilizce bilgimin katkısıyla bir restoranda Guest Relations Officer olarak çalışmaya başladım. Salih ise aynı yerde Chef de Partie olarak görev yapıyordu. Tanışmamız da bu süreçte oldu”diyen Ayşan, “Salih’in hayatıma girmesi, hayatımın en karanlık dönemlerinden birinde bana umut oldu. Bugün altı yıldır süren çok kıymetli bir ilişkimiz var. Ancak çok üzüldüğüm bir konu da var; ailesi, yetiştirme yurdunda büyümüş olmam ve kabin memurluğu yapmış olmam nedeniyle beni kabul etmek istemedi. İlişkimizin üçüncü yılında hayatımızın en ağır sınavını verdik. Salih böbreğini kaybettiğinde hiç düşünmeden donör oldum. Çünkü sevdiğiniz insanın yeniden hayata tutunmasına vesile olabiliyorsanız, tereddüt etmek aklımdan bile geçmedi” bilgisini paylaştı.

“Salih, hayatıma girdiği için her gün şükrettiğim çok kıymetli bir insan” diyen Ayşan, “Bana sevgiyi, anlayışı ve gerçek bir bağın ne demek olduğunu hissettirdi. Bu yüzden böbreğimi bağışlama kararı alırken aklımdan geçen tek şey, onun yeniden sağlığına kavuşmasıydı. Her hafta diyalize bağlı kalmasını izlemek çok ağır bir duyguydu. Ben her seferinde yanında olur, sessizce dua ederdim.Doktorlarımız da bunun bir mucize olduğunu bazen kendi aile tarafından bile bireylerin uyumlu olmadıklarına şahit olduklarını ve bizim böyle bir hikayemizin olmasına tanık olduklarından dolayı ne kadar etkilendiklerini ve mutluluklarını bize ifade etmişlerdi. Bu kararı hiçbir zaman fedakârlık olarak görmedim. Sevdiğiniz insanın yeniden hayata tutunmasına vesile olabiliyorsanız, tereddüt etmek aklımdan bile geçmedi” şeklinde konuştu ve ekledi:
“Onun yeniden sağlığına kavuştuğunu görmek benim için tarif edilemez bir mutluluktu. Diyaliz süreci ve nakil sürecimiz bizim için çok zorlu bir süreçti, hiç kimseden maddi-manevi hiçbir destek görmedik. Salih’in ailesi beni kabul görmedikleri için ben ona donör olmama rağmen hastane ziyaretimize dahi gelmemişti. Bu beni en derinden etkileyen ve üzen bir süreçti. Bütün birikimimizi bu dönemde harcadık ve beraber maddi açıdan çok zorladığımız günlerimiz, dibi gördüğümüz bir sürecimiz olmuştu. Elbette tek böbrekle hayalini kurduğum mesleğe devam edemeyeceğimi biliyordum. Ancak eğitimim, İngilizce bilgim ve yeniden ayağa kalkabileceğime olan inancım vardı. Benim için en önemli şey, onun sağlıklı bir şekilde hayatına devam edebilmesiydi.”

‘NE YAŞARSANIZ YAŞAYIN KENDİNİZİ GELİŞTİRMEKTEN VAZGEÇMEYİN’
Kendini, hayat ne getirirse getirsin yeniden ayağa kalkmayı bilen bir kadın olarak tanımladığını söyleyen Ayşan, “Vazgeçmeyen, emek veren, kendi ayakları üzerinde duran ve her zorluğu bir güce dönüştürmeyi öğrenmiş biriyim. Aynı zamanda merhameti, empatiyi ve insanlara iyi gelmeyi önemserim. Şu anda İngilizce bilgimi kullanarak evden işlerimi yürütmeye çalışıyor, aynı zamanda sosyal medyada içerik üretmeye başlıyorum. ‘Yetiştirme yurdundan bugünlere’ diyerek hayat hikâyemi bölüm bölüm paylaşmayı ve orada güzel bir yolculuk kurmayı hedefliyorum. Takip edip bu yolculuğa eşlik edecek herkesi memnuniyetle beklerim” dedi ve sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Hayatınızda size sahip çıkan kimse olmasa da içinizde sizi ayağa kaldıracak büyük bir güç var. Önce kendi değerinize inanın ve kimsenin varlığını tek dayanağınız haline getirmeyin. Zorluklar insanı yorabilir, kırabilir; ama asla tanımlamaz. Ne yaşarsanız yaşayın, kendinizi geliştirmekten ve yeniden başlamaktan vazgeçmeyin. Şu an hayalimizdeki maddi özgürlüğümüzü geri kazandığımız, dibi gördüğümüz zamanlardan kendi mesleğimizle tekrar ayağa kalktığımız, bir hayatı yaşıyoruz. Unutmayın; sizi kurtaracak en güçlü kişi yine sizsiniz. Ayağa kalktığınız gün, hayatınız da sizinle birlikte değişmeye başlar.









