2 kuzuyla başlayıp 70 küçükbaşa çıkardı! ’40 anaç hayvan 250 bin TL kâr bırakıyor’

Balıkesir’in Dursunbey ilçesine bağlı Sağırlar Köyü’nde yaşayan Furkan Aşık, alışılmış çoban profilinin çok dışında bir hikayeyle tanınıyor. Üniversite mezunu, küpeli ve uzun saçlı bir genç olarak köyüne dönen Aşık, bugün hem tarzıyla hem de üretim azmiyle ‘küpeli çoban’ olarak biliniyor. ‘İlk başlarda yadırgayıp, küçümsediler ama bu benim için bir başarı hikayesi’ diyen Furkan ile 2 kuzu ile başlayıp 70 küçükbaş hayvan sahibi olmasını ve çobanlığını konuştuk.

30.03.2026
2 kuzuyla başlayıp 70 küçükbaşa çıkardı! ’40 anaç hayvan 250 bin TL kâr bırakıyor’

Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr – Furkan Aşık (23), ilkokul ve ortaokulu köyünde tamamladıktan sonra ilçede mobilya ve iç mekan tasarımı eğitimi aldı. Lise sonrası bir süre Balıkesir merkezde fabrikada çalışırken üniversite sınavına hazırlandı. Ardından Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Gölhisar Meslek Yüksekokulu Mimari Restorasyon Bölümü’nü kazandı. Ancak onun aklında hep köyüne dönmek ve hayvancılık yapmak vardı.

“Üniversitedeyken saçlarımı uzatmış ve küpe takıp tarzımı değiştirmiştim”diyen Furkan, “Toplumumuz bu tarz yeniliklere açık olmadığı için köye geldikten sonra saçı uzun küpesi var gibisinden konuşuldu. Koyun gütmeye başladıktan sonraysa ‘küpeli çoban’ diye anılmaya başlandı. Toplumumuzun aksine ailem, küpeye veya saçıma karışmadıkları için tarzımı değiştirme gereksinimi de duymadım. Artık lakabım ‘küpeli çoban’ olmuştu. Hayvancılık yapan akraba, tanıdıklarımız, köy halkı ve de ilçede dahi küpeli çoban olarak anılmaya başlandı. Bu durum beni rahatsızlıktan ziyade kendimi halka kazandırdığım için ve çevremde böyle bir ün kazandığım için mutlu ediyor. Bu lakabı çok benimsedim. Aslında insanların bu lakabı takmış olması ilk başlarda yadırgadıkları içindi. Hatta küçümsedikleri için bu lakap takıldı, ama benim için bu artık bir başarı hikayesi. O yüzden bu şekilde tanınmaktan çok memnunum” şeklinde konuştu.

’14 YAŞIMDAN BU YANA MEVSİMLİK TARIM İŞÇİSİ OLARAK ÇALIŞIYORUM’

“Çobanlık yapmayı lise yıllarından kafaya koymuştum ve zaten kendime lisedeyken iki tane kuzu alıp hayvancılığa başlamıştım”diyen Furkan, “14 yaşımdan bu yana mevsimlik tarım işçisi olarak çalışıyordum. 17 yaşıma geldiğimde tarladan kazandığım parayla ve üzerine staj paramı ekleyip kendime iki tane kuzu almıştım. Hayvancılık yapmak istediğimi söylediğimde ailem bu konuya hiç sıcak bakmıyordu, ben ise hayvancılık yapma konusunda çok kararlıydım. Liseyi bitirdikten sonra ailem bu fikrime destek olmadığından dolayı Balıkesir merkeze taşınmıştım. Bir yıl kadar Balıkesir’de yaşadım daha sonra üniversiteyi yerleştim. Bu süreçte fikrim hiç değişmedi” dedi ve ekledi:

“Hayvancılık yapmak istiyor ve bu konuda araştırmalar yapıyordum. Üniversitedeyken ailemden ve yakın çevremden aldığım tepkinin tam tersini hocalarımdan aldım. Hayvancılık yapmak istediğimi ve köyüme dönmek istediğimi söyledim. Hayvancılığın bilinçli yapıldığında çok kazançlı bir iş olduğunu ve teknoloji ile beraber yapıldığında iş gücünün daha az olacağından bahseden hocalarım çok destek oldular. Hocalarım ile fikir alışverişi yaptık. Okul müdürümüz ile beraber araştırmalar yapıp sahada da birebir araştırma yaparak çok güzel bilgiler edinip deneyimler yaşadık. Hayvancılık yapıyor olmamda değerli hocaların emeği çok büyük. Kardeşlerim zaten destekliyordu, sonrasında hep beraber ailemi ikna ettik. Lise yıllarımda aldığım iki tane dişi kuzuyla hayvancılığa ilk adımımı atmış bulundum. Üniversitedeyken ailem hayvanlarıma bakıyordu ve toplam 25 tane koyunum olmuştu. Köyüme dönüp 25 tane koyunla hayvancılığa başladım şu an da ise 70 tane hayvanım var.”

‘İNSANLAR SÜREKLİ HEVESİMİ KIRMAYA ÇALIŞTI AMA BEN BIKMADAN DEVAM ETTİM’

Köyde yaşamanın kendisi için tamamen bir tercih olduğunu dile getiren Furkan, “Bazen düşünüyorum da, tercihten ziyade bir zorunluluk olsaydı bu kadar mutlu olamazdım herhalde. Üniversitedeyken çok çeşitli işlerde çalıştım, bu süreçte yapmak istediğim iş kesinlikle hayvancılıktı. İnsan sevmediği bir işte ne mutlu olabilir ne de verim alabilir. Benim buradaki en büyük motivasyonum sevdiğim işi yapıyor olmak. Gün içerisinde ne kadar yorulursam da kafamı yastığa koyduğumda, kafam çok rahat. Başka bir kişinin emrinde olmaktansa kendi işimin patronu olmak en güzeli” bilgisini paylaştı.

“Olumlu ve olumsuz çok eleştiri aldım” diyen Furkan, “’Okudu bir şey olamadı, hayvancılık mı yapılır, zaten para kazandırmıyor, çok zor bir iş’ gibi eleştiriler aldım. İnsanlar hevesimi kırmaya çalıştı ben ise bıkmadan kendimi açıklamaya devam ettim. Bu işin teknoloji ile birlikte yapılarak daha verimli ve sürdürülebilir bir meslek hale gelmesinin ve daha kazançlı, kolay bir iş olması gerektiğini açıkladım. Çünkü dünya değişiyor, teknoloji ilerliyor bizlerin de kendimizi geliştirmemiz lazım” ifadelerine yer verdi.

’40 ANAÇ HAYVAN 200 – 250 BİN TL KÂR BIRAKABİLİR’

“Çobanlık mesleği bilgisiz insanların yapacağı zor ve son çare olarak düşünülen bir meslek” diyen Furkan, “Bunun sebebi ise tamamen bilgisizlik. Bir çoban hem hayvanların bakımını ve beslenmesini hem ilaç ve tedavisini hem de doğum süreçlerini takip etmeli. Merada bir hayvan hasta olduğunda hiç kimseye ihtiyaç olmadan kendisi hayvanını tedavi edebilmeli veya bir doğumda kimseye ihtiyacı olmadan bunu tek başına gerçekleştirebilmeli. Eğer çoban bunları yapamazsa, ortada sürü kalmaz.Şu an küçükbaş işi karlı bir iş. Balıkesir kuzusu patentli bir ürün. Ben de kuzu yetiştiriyorum ve çok şükür kazanıyorum. Kazanç gider hesabı yapmak işletmeye göre değişir. Ancak ben samanımı, arpamı kendim üretiyorum ve tamamen meraya dayalı bir hayvancılık yapıyorum. Koruyucu hekimlik, ilaç ve aşılar çok önemli ve kesinlikle atlanmaması gereken bir konu. Yemi toplu şekilde sezonluk alıp depoluyorum uygun oluyor böylece. Yıl sonu masrafı çıkınca çok güzel kar bırakıyor hayvancılık ve üretim yapmak. 40 anaç hayvandan ortalama 200 – 250 bin TL kâr bırakan bir iş. Tabi bu rakam işletmeye ve giderlere göre değişir şeklinde konuştu.

“Yeni tanıştığım birisine işimi söylediğimde inanamıyor”diyen Furkan, “Bunun sebebi kimi zaman benim tarzım, kimi zaman yaşım, kimi zamansa bu işin zorluğundan kaynaklı. ‘Başka iş bulamadın mı?’ diye başlayan sorular alıyorum. Tam tersi işte bu benim arayıp bulduğum bir iş. Ancak biraz sohbet ilerleyince işin aslını anlatınca bakış açıları değişiyor. Hayvancılığın ne kadar emek, bilgi ve sorumluluk istediğini görünce çoğu kişi saygı duymaya başlıyor. Ve sonunda çok güzel tebrik mesajı alıyorum. ‘Helal olsun ben olsam yapamazdım’ diyenler oluyor” dedi ve ekledi:

“Gençlerin köye bu kadar önyargılı olmamaları gerekiyor. Köy denince insanların aklına tek gelen şey, sosyal hayatı olmayan, sadece hayatı işten ibaret olan bir kesim. Aslında tam tersi, artık teknoloji ve makineleşme var. Bu insanların iş gücünü ortadan kaldırmasa da en aza indiriyor. Yani babalarımızın, dedelerimizin yaptığı hayvancılıkla şu an bizim yaptığımız hayvancılığın arasında dağlar kadar fark var. Belki ileride tarlaları, toprağı robotlar sürecek. Artık devir bu devir, bu yüzden gelecek köylerde. Ben köyde yaşayıp hayvancılık yapıyorum ama canımın istediği zaman tatile de gezmeye de gidebiliyorum.”

 ‘ŞEHİR HAYATINI HİÇ ÖZLEMİYORUM’

“Bizler sabah erken saatte uyanıyoruz ve ilk işimiz de hayvanlarımıza bakmak olur”diyen Furkan, “Kimimiz ineklerle kimimiz ise koyunlarla ilgileniriz. Ahırlarda işimiz bittikten sonra eve gelip ailecek kahvaltı yaparız. Daha sonra, ben hayvanları çıkartırım. Annem ve babam da gün içerisindeki ev işlerini ve ahırda yapılması gerekenleri yapar. Eğer tarlada iş varsa tarlaya gider, ben akşamüzeri meradan döndüğümde yine bir işbirliği içinde ahırdaki hayvanlara bakarız. Ben koyunlarımı sağarım, annem ve babam inekleri. Bizim gün içerisinde ilk işimiz de son işimiz de ahırda olur. Akşam yemeğinden sonra kimi zaman dinlenip ailemle vakit geçiririm kimi zamansa arkadaşlarımla gezmeye çıkarım. Bu süreci ailemle çok iyi yönetebiliyoruz. Birbirimizi dinlendirebiliyor ve birbirimize yardım ediyoruz. Bu da bizim için çok büyük iş kolaylığı oluyor, ki bence olması gereken de budur” bilgisini paylaştı.

Doğayla iç içe olmanın kendisine en başta huzur ve sabır kazandırdığını dile getiren Furkan, “Şehirdeki karmaşadan uzak olunca insanın kafası daha rahat oluyor, düşünceleri daha netleşiyor. Aynı zamanda, sorumluluk duygumu artırıyor; çünkü her gün canlılarla ilgileniyorsun. Gözlem yeteneğimi geliştiriyor, hayvanı, havayı, doğayı iyi okumayı öğreniyorsun. Dayanıklılık kazandırıyor, her şartta çalışmayı öğreniyorsun. Bir de en önemlisi, doğa insana gerçek hayatı öğretiyor. Her şeyin bir zamanı olduğunu, emeğin karşılığını sabırla aldığını anlıyorsun. Kısacası doğayla iç içe olmak sadece bir yaşam şekli değil, insanı hem ruhen hem de karakter olarak geliştiren bir okul gibi” dedi ve ekledi:

“Şehir hayatını hiç özlemiyorum. Çünkü benim ait olduğum yer burası. Daha öncesinden şehirde yaşamamış olsaydım, şehre karşı hep bir merakım, özlemim olacaktı. Ancak daha öncesinden şehir hayatında yaşadım, denedim, gördüm. Şehir hayatı bana göre değil ki zaten kırsalda yaşıyorum diye hiç şehre gitmiyor değilim. İhtiyacım olduğunda şehre gidip ihtiyacını gideriyor, alışverişimi yapıyor ve gezme fırsatı buluyorum.”

“Eğer genç arkadaşlarıma örnek olabiliyorsam ne mutlu bana”diyen Furkan sözlerini, “Çünkü ben de köye dönmeden önce çok fazla insan ile tanışıp danışma fırsatı buldum. Bu bana ilham ve cesaret oldu. Sizler de araştırın, öğrenin ve eğitimler alın. Bu işi biz gençler daha bilinçli yapalım. Bilgiye, teknolojiye dayalı bir sistem üzerine hayvancılık yapalım. İnsanların ne düşündüğü önemli değil, önemli olan sevdiğimiz işi yapmamız ve doğru şekilde yapmamızdır. Toplumun ön yargısını yıkacak olan da bizleriz çünkü gelecek üretmektir ve geleceğimiz için üretmeliyiz” şeklinde sonlandırdı.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.