Adı ‘altın’ ama değeri altından fazla! Antik Yunan’da soylular giyiyordu: Midye kabuğundan çıkıyor
Sadece 1 elbisenin 1000 altın değerinde olduğunu hayal edebiliyor musunuz? Dünyanın en önemli ve pahalı markaları bir yana, midyenin altın renkli sakalları bir yana… Bundan 2000 yıl öncesinde Antik Yunan’da “pinna nobilis” isimli midyeden üretilen parlak ve altın renkli deniz ipeği, sadece soyluların, din adamlarının ve imparatorların kullanabildiği bir kumaştı. Öyle ki dünya üzerinde bugüne ulaşan örneğinin az olması da bununla ilgiliydi. Yüzlerce altın karşılığı 1 elbise alabileceğiniz bu malzemenin aslında ne olduğunu Prof. Dr. Emine Dilara Koçak anlattı.

Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr –Pinna nobilis isimli midye pek çok kişinin sakala benzettiği altın renkli bir takım püsküllerle sarılıydı. Bu püsküller Antik Yunan’da soyluların imajlarını ve statülerini temsil eden bir malzemeye dönüştürülüyor ve dünyanın en pahalı, en özel giysilerinin üretiminde kullanılıyordu. Midyenin sakala benzeyen püsküllerinden üretilen iplikler incecik örülüyor ve kralların, din adamlarının ve soylu hanımların üzerinde ışıl ışıl parlıyordu. Bu kumaşa ‘altın kumaş’ ya da ‘deniz ipeği’ deniyordu. 2000 yıl önce üretilmiş de olsa günümüze ulaşan örnek kumaşların renginin hiç solmaması, Antik Yunan’da ‘batmayacağına inanılan güneşi’ anımsatıyordu. Burası belki üzerinde güneşin hiç batmayacağı o imparatorluk değildi. Ancak deniz ipeği, 2000 yıl önce hüküm sürenler için ‘güneş’ gibi parlamayı sağlıyordu.Tüm bu özel kumaşı kullanmak için uzun zahmetler gerektiren bir süreç ve pinna nobilis isimli midyeyi toplamak da büyük bir emek demekti.Üstelik her şey yolunda da sayılmazdı. Altın sakallı midyenin neslinin tükenme tehlikesi her geçen gün daha da fazla görülüyordu. Zaman ilerledikçe başka kumaşlar, başka anlamlar yüklenerek saray koridorlarında ‘önemli insanların’ üzerinde görülüyordu.2000 yıl sonra, bugünlerde ise bu midye neredeyse yok denecek kadar azalmış, bu ipeği üretmek için alternatif bir yol olup olmadığı akla gelen son çare olmuştu. Bilim insanları araştırmalarını tamamladığında pinna nobilis için olmasa da deniz ipeği için sevindirici bir haber verdi. Altın kumaş başka bir midye kullanılarak da üretilebilirdi. Peki ama nasıl? Marmara Üniversitesi Teknoloji Fakültesi, Tekstil Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emine Dilara Koçakaltından değerli altın kumaşı Milliyet.com.tr’yeanlattı.

PİNNA NOBİLİS OLMASA DA OLUR! ÇARESİ BULUNDU
Altın gibi parlayan deniz ipeği o kadar parlaktı ki, pek çok kişi bunun Yunan efsanelerindeki Jason’ın Altın Post arayışına ilham kaynağı olduğuna inanıyordu. Yüzyıllardır Akdeniz’deki zanaatkarlar, bu sulara özgü ve 4 metreye kadar büyüyebilen dev midye Pinna nobilis’in sakal benzeri tüylerinden elde edilen ipeği eğirme sanatını nesilden nesile aktarmış olsa da midyenin nesli tükenmekte olan bir tür olması, bu geleneği yaşatmayı zorlaştırmıştı.Bilim insanları, Güney Kore’de yaygın olarak gıda amacıyla yetiştirilen, Atrina pectinata adlı akraba bir midye türünün atık parçalarını kullanarak efsanevi kumaşı yeniden üretmeyi başardığında efsane geri dönmüştü.Araştırmacılar, deniz ipeğinin kalıcı altın renginin ardındaki kesin moleküler yapıyı ve oluşumunu da belirlemişti. Bu kumaşın bilinen en eski bahsi, Kartacalı bir hukukçu ve sonradan Hristiyan yazar olan Tertullian’ın De Pallio adlı eserinde anlattığı gibi, ikinci yüzyıla kadar uzanıyor. İpek, midyenin deniz yosununa, kuma ve taşa tutunmasını sağlayan ince ama kalın iplikçiklerinden elde ediliyordu. İplikler özenle toplanıyor ve deniz yosunu ve kumdan arındırmak için deniz suyunda durulanıyordu. Ardından tuzu uzaklaştırmak için yumuşak suyla yıkanıyor ve havada kurumaya bırakılıyordu. İşlem bununla da sınırlı değildi. Lifler parlak bir görünüm kazandırmak için titizlikle taranıyor ve eğriliyordu. 24 ila 36 saat limon suyunda bekletildikten sonra, son bir yıkama, kurutma ve tarama işlemiyle süreç tamamlanıyordu. Ortaya çıkan deniz ipeği, İsviçre’deki Basel Doğa Tarihi Müzesi’nde araştırmacı olan Felicitas Maeder’e göre ‘çocuk saçı kadar inceydi.’ Ancak 1992’den beri Avrupa Birliği, pinna nobilis’in avlanmasını yasakladı ve büyük bir toplu ölümün ardından 2019’da resmi olarak nesli tükenmekte olan türler arasına alındı.
“Deniz ipeği üretimi, klasik ipekböcekçiliğinde olduğu gibi ‘lif üretmek için organizmayı yetiştirme’ değil; doğada bulunan bir byssus demetinin temizlenip lif haline getirilmesi sürecidir. Maeder’in envanter/üretim anlatımlarında geleneksel süreç, birbirini izleyen şu basamaklarla verilir: Byssusun kesilerek alınması > tekrar tekrar yıkanması (tuz, kum ve organik kalıntıların uzaklaştırılması) > kurutma > tarama/ayrıştırma > eğirme > örme/dokuma. Bu adımların her biri, lifin yüzey temizliği ve lifler arası hizalanma açısından zorunludur; aksi halde düzgün iplik oluşmaz. Malzeme bilimi açısından deniz ipeğini özel yapan nokta, bu “lif hazırlama” işlemlerinin sadece kir gidermekle kalmayıp lifin mikroyapısal bütünlüğünü de etkileyebilmesidir. Byssus lifleri; globüler proteinlerin oluşturduğu sıra dışı bir hiyerarşik düzen (helisel üstyapı vb.) taşıyabildiğinden, sert kimyasal işlemler ve aşırı mekanik zorlanma lifin fonksiyonel özelliklerini düşürebilir. ‘Midye veya deniz tarağı’ ifadesi için bilimsel netlik: Deniz ipeği geleneğinin ana biyolojik kaynağı literatürde özellikle fan shell/pen shell (Pinna nobilis) olarak tanımlanır. Bununla birlikte bazı çalışmalar, fan shell byssusunu pearl oyster byssusu ile karşılaştırarak byssusun türler arası yapısal farklılıklarını gösterir; yani byssus üreten başka bivalvler vardır. Ancak ‘sea silk’in tarihsel/ikonik örnekleri Pinna nobilis ekseninde yoğunlaşır.” -Prof. Dr. Emine Dilara Koçak

DENİZ İPEĞİNİN ‘ALTIN RENGİ’ ASLA SOLMUYOR!
Bu eşsiz malzemenin en önemli özelliği o altın rengini ve değerini asla kaybetmemesiydi. Yani asırlar da geçse altın hiç solmuyor, ipek daha da değer kazanıyordu. Peki ama nasıl oluyor de binlerce yıllık malzemenin rengi bile bozulmadan saklanması mümkün oluyordu?Antik Mısır’da ustaca yapılan mumyalama işlemine rağmen her şey deforme oluyordu. Belki de bu saklamakla değil, ipeğin yapısıyla ilgili bir şeydi. Prof. Dr. Emine Dilara Koçak altın kumaşı sırrını şöyle açıklıyor:
“Deniz ipeği kaynaklarda ‘doğal olarak iridesan kahverengi altın ışıltı’ ile tanımlanır. Bu ışıltı, boyayla elde edilmiş bir renkten ziyade lifin yüzey/mikroyapı düzeninin ışığı yansıtma biçimiyle güçlenen ‘metalimsi parlaklık’ olarak düşünülür. Maeder çalışmalarında bunu deniz ipeğinin antik çağdan beri değerli görülmesinin temel nedenlerinden biri olarak vurgular. Pasche ve arkadaşlarının byssus ultrastrüktürü üzerine yaptığı malzeme-bilim temelli çalışma, fan shell byssusunda daha önce raporlanmamış hiyerarşik bir organizasyon (globüler proteinlerin helisel bir üstyapı içinde düzenlenmesi) tanımlar. Bu tür hiyerarşik ve düzenli mikro/nano mimariler, optik olarak parlaklık/ışıltı algısını destekleyebilir (özellikle lif yüzeyinde ışık saçılması ve yansıma paternleri üzerinden). Burada ‘altın’ etkisi tek bir kimyasal pigment açıklamasına indirgenemez. Lifin fiziksel yapısı kritik rol oynar.”

28 GRAMI İÇİN 100 DALIŞ GEREKİYOR: 1 ELBİSE 1000 ALTIN DEĞERİNDE
Günümüzde Antik Yunan’ın paha biçilmez kumaşı ve ondan üretilen bazı eşyalar dünyanın en ünlü ve büyük müzelerinde sergileniyor. Müzede olan pek çok şey zaten son derece değerli olduğu için orada olsa da deniz ipeğinin bugün üretilmiş bir örneği de en az 2000 yıllık olanlar kazar değerli. Çünkü üretmek için ortaya konan maliyet, bir giyim fabrikası kurmakla eş değer.Üstelik günler süren çalışmanın sonunda ortaya çıkan ipek miktarı birkaç gramdan fazlası değil.Prof. Dr. Emine Dilara Koçak bu özel kumaşın ne ifade ettiğini ve değerini “Deniz ipeği, tarih boyunca ‘lüks’ ve ‘nadire’ kategorisinde anılır. Maeder’in envanter bulgularına göre deniz ipeği parçalarının büyük bölümü tekstil müzelerinden ziyade doğa tarihi müzelerinde bulunur. Bunun nedeni, geçmişte deniz ipeği ürünlerinin kabuklarıyla ‘merak kabineleri (cabinets of curiosity)’ içinde saklanması ve bu koleksiyonların daha sonra doğa tarihi müzelerine dönüşmesidir. Yunan dünyası dışında, modern dönemde ‘izlenebilir üretim’ açısından İtalya (özellikle Taranto ve Apulia) ile Sardinya öne çıkar. Ayrıca ‘gezgin anlatıları’ Akdeniz’in farklı noktalarına işaret etse de, hepsinin doğrulanabilir üretim kanıtına dönüşmediği belirtilir” diye anlatıyordu. Peki deniz ipeğinin maddi değeri?
Yalnızca bir ons, yani yaklaşık 28 gram bitmiş iplik için yeterli miktarda altın sakal toplamak yaklaşık 100 dalış yapılmasını gerektiriyor. 9’uncu yüzyıla ait bir Pers kaynağı, deniz ipeğinden yapılmış tek bir elbisenin 1000’den fazla altın değerinde olduğunu belirtiyor. Bu malzemeden yapılmış eşyalar nadiren açık artırmaya çıkarılıyor. Bilinen sadece 60 civarında örnek var ve son halka açık satışın 1767 yılında yapıldığı tahmin ediliyor. Müzayede görevlisi Bob Ross’un da belirttiği gibi, şapka için verilen tahmin (5 bin ila 8 bin dolar) tamamen bir tahminden ibaret. Yani bugünlerde de deniz ipeğinden bir elbise için yüzlerce altını gözden çıkarmanız gerekiyor!









